Tekirdağ basınına hayret ediyorum doğrusu!
Ahmet Aygün döneminde tabiri caizse sinekten yağ çıkarırcasına eleştirel noktalar bulup çarşaf çarşaf gazete manşetlerine taşıyorlardı.
Nedense aynı titizliği Adem Dalgıç yönetimindeki CHP’li belediye için gösteremiyorlar.
Dalgıç ve maiyeti için işini çok iyi yapıyor biz ne yapalım diyebiliyorlar mı?
Hayır!
Bu konudaki eleştirimin yanlış anlaşılmasını da istemem doğrusu.
Zira, kavga kaşağısı elbisesi üzerime uymayan bir giysi.
Ben aslında Ahmet Aygün dönemindeki canlı, hisli ve halk adına hesap soran basını özlediğimi itiraf ediyorum.
O dönem halk adına yapılan mücadeleyi özlüyorum, şimdinin ezik, sindirilmiş, yazmaktan çekinen basınını değil.
Maalesef Tekirdağ’daki çoğu gazeteciler için şimdiki yeni eğilim halka rağmen belediyeyi savunmak.
Halkın ağzında dolanan eleştirileri bir bir anlatıyorum.
Hemen savunma pozisyonu alıyorlar.
Belediye borcuna bir yılda 5 milyon TL eklenmiş.
Bu 5 milyon hangi bina, kavşak, yol, araç ve düzenlemeye gitti diyorum.
İlk savunma gazeteci arkadaşlarımdan geliyor:
“Tredaş ile SGK’ya tıkır tıkır ödeme yapılıyor ya oraya gitmiştir.”
Eee peki ya sahildeki düzenleme projesi?
Bir Belediye Başkan Yardımcısı yaklaşık 8 ay önce sahilde düzenleme projesinin tamamlandığını çok yakında işe başlayacaklarını ballandıra ballandıra anlatıyordu.
Ama ortada ne sahilin adı, ne projesi, ne de bir çalışma var diyorum.
Cevap yine bizim gazeteciler cemaatinden geliyor:
“Yahu orasını karıştırma o sahil şu an belediyenin işi değil!”
“Orada düzenleme yapmak imkânsız!”
“Böyle bir düzenleme on yıllar alır!”
“Milli Emlak izin vermez!”
Eminim CHP’li meclis üyelerinin cevapları da bunlardan farklı olamazdı.
“Peki ya Bedesten?”
“Anıtlar Kurulu bürokratik sorunlar çıkarıyor!”
Peki ya şu tarihi evler. Hani bas bas bağırıyorduk Aygün’e neden yıktırıp restore ettirmiyorsun diye?
Yer sahipleri izin vermezmiş.
Anıtlar Kurulu reddedermiş.
Belediyenin eli kolu bağlıymış.
Bu nasıl bir avukatlıktır beyler?
Hani siz belediye yönetiminin değil de halkın sesiydiniz?
Ne de güzel belediye ağzıyla konuşmaya başladınız.
Belediye 4 TL’lik su katkı payı alıyor diye faturaları manşete koyan gazeteci arkadaşlarımız şimdi neden kanuni zorunluluk diyor?
Ahmet Aygün’ü eleştirirken bu zorunluluk yok muydu?
Yol katkı paylarını almak Dalgıç döneminde zorunlu da Aygün döneminde değil miydi?
Neden Aygün almadı, sen de alma ey Dalgıç diyemiyor gazetecilerimiz?
Kuru ekmeğe muhtaç vatandaştan 300–500 lira yol parası alınması hiç mi canınızı sıkmıyor?
Geldiği günden beri vatandaşın cebini tırtıklayan belediyeye niye hiçbir gazete orada dur bakalım diyemiyor?
Neredeyse yüzleri kızarmasa ‘Çok iyi çalışıyor bunlar’ diyebilecekler.
Değerli gazeteci dostlarım!
Belediyenin çalışmadığını göremiyor olabilirsiniz ama bırakın savunmayı onların avukatları yapsın.