Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
COVİD KIRMIZINDAN KURTULMAK HEPİMİZİN ELİNDE
BAŞKAN KADİR ALBAYRAK'IN YEŞİLAY HAFTASI MESAJI
8 Mart Dünya Kadınlar Günü Çerçevesinde Kadın ve Şiddet Konulu Konferans Düzenlendi

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

BORALTAN KÖPRÜSÜ

BORALTAN KÖPRÜSÜ
19.03.2020 / 11:19
Yıl 1967. Şu an Iğdır’a bağlı olan Aralık ilçesi o tarihlerde Kars’a bağlıydı. Aralık ilçesine bağlı bazı köyler Aras Nehri’nin taşması sonucu büyük zarar görmüşlerdi. Devlet tarafından bu köylere afet evleri yapımı başlamıştı. Ben de bu evlerin yapımında çalışmaya gittim. Hatta bir müddet çalıştıktan sonra usta oldum. Hafta tatilimizde çarşıdaki bir kahvehaneye gidip çay içip dinleniyordum. Kahvehanede yaşlı bir amca ile tanıştım. Sohbetlerimiz arasında bana çevreden bahsederdi çünkü oranın yabancısı olduğumu biliyordu. Bir tarafımız İran, diğer tarafımız Rusya, öteki taraf Azerbaycan… Biz sohbet ederken yanımıza iki yaşlı daha geldi. Bana nereli olduğumu sordular, ben de Göleli olduğumu söyledim. Yaşlı amcalardan biri üçünün de Azeri olduğunu, buraya Rusya’dan gizlice geçerek geldiklerinden söz etti. (O zamanlar Sovyetler Birliği dağılmamış, Azerbaycan da oraya bağlıydı.) Sohbet esnasında yaşlı amcalar ağlamaya başladılar. Neden ağladıklarını sorduğumda içlerinden biri “Ah oğlum, aklımıza geldikçe ağlarız.” dedi. Tekrar neden ağladıklarını sorduğumda anlatmaya başladı.
“Aras Nehri Rusya ile sınırımız… Nehrin üzerinde Boraltan köprüsü var. Köprünün bizim tarafımızdaki ucunda Türk karakolu, öbür tarafında Rus karakolu var. 1945 yılında, İsmet İnönü döneminde, 146 tane soydaşımız gizlice Rusya’dan Türk tarafına geçtiler. Bir müddet sonra İsmet İnönü’nün kesin emriyle bu soydaşlarımızın Rusya’ya teslim edilmesine karar verilmişti. Biz halk olarak köprünün başındaki Türk karakoluna gidip ne kadar yalvardıysak da yetkililer ağlayarak bize İsmet İnönü’nün kesin emri olduğunu, kendilerinin de en az bizim kadar üzgün olduğunu fakat ellerinden bir şey gelmediğini söylediler.
O masum insanları toplayıp Boraltan Köprüsü’ne götürdüler. Soydaşlarımız köprüyü geçmeden önce şöyle seslendiler: “Gardaşlar! Bizi Urus’a vermeyin, köprüyü geçer geçmez bizi öldürecekler. Bizi siz öldürün, hiç olmazsa Türk topraklarına gömülürüz. Belki hatırlayanlar bizim için birer Fatiha okur. Eğer bizi Urus’a verirseniz bizi öldürüp cesetlerimizi vahşi hayvanlara yedirirler. Gardaşlar, yapmayın!”
Yetkililer ve askerlerimiz ağlıyorlardı. İsmet Paşa’nın kesin emriyle yetkililer ne kadar istemeseler de soydaşlarımızı teslim ettiler. Boraltan Köprüsü’nün öbür tarafına geçtikleri gibi elleri Ruslar tarafından arkalarından bağlandı ve hepsi gözümüzün önünde kurşuna dizildi. Bu acıya dayanamayan karakol komutanı intihar etti.”
Yaşlı amcalar anlattıkça ağladılar, ağladıkça anlattılar. Ben de onlarla beraber ağlıyordum. Yıllar sonra bu zulüm her aklıma geldiğinde acı duyuyorum. Daha sonraları öğrendiğimiz kadarıyla İnönü’nün soydaşlarımızın teslimi konusundaki ısrarı neticesinde söylemiş olduğu “Türkiye dışında Türk yoktur.” cümlesi ne derece vatansever ve milliyetçi(!) olduğunun kanıtıdır.
Bir müddet sonra tekrar gittiğim o kahvehanede o yaşlı amcalara bu acı hadiseyle alakalı yazdığım bu şiiri okudum:

Zalimin zulmüne şahit oldunuz
Siz gördükçe ağladınız gardaşlar
Kimin zalim olduğunu gördünüz
Ben görmeden ağlıyorum gardaşlar

Yetkililer ağlar, asker ağlardı
Orada bulunan herkes ağlardı
Aras Nehri dertli dertli çağlardı
Ben görmeden ağlıyorum gardaşlar

Bu olay yazıldı toprağa, taşa
İnsafın yok muydu ey İsmet Paşa
Nasıl kıydın bunca garip soydaşa
Selim der ki ağla ağla gardaşım
Etiketler:
Yazarın Diğer Yazıları

YAZARLAR