Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
COVİD KIRMIZINDAN KURTULMAK HEPİMİZİN ELİNDE
BAŞKAN KADİR ALBAYRAK'IN YEŞİLAY HAFTASI MESAJI
8 Mart Dünya Kadınlar Günü Çerçevesinde Kadın ve Şiddet Konulu Konferans Düzenlendi

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

ÇOK GÜÇLÜ BİR GENÇ

ÇOK GÜÇLÜ BİR GENÇ
24.04.2020 / 10:47
Ülkenin birinde çok güçlü ve kuvvetli, adeta tuttuğunu koparan bir genç yaşardı. Onun bileğini bükemeyenlerden kimileri onu severdi, kimisi de onu kıskanırdı. Ne yazık ki işsizdi, geçim sıkıntısı çekiyordu. Sabah akşam hep aç kalırdı. O da anlamıştı ki güçlü ve kuvvetli olmak o konuda işe yaramıyordu. O da hamallık yapmaya başlamıştı. O günkü haline şükrediyor, bir yandan da üzüntüsünü gizleyemiyordu.
Çevresindekilerin sofralarında bal, yağ, her türlü yiyecek varken o güçlü ve kuvvetli gencin önünde bir kuru soğan bir de ekmek vardı. Buna da çok şükrederdi. Herkes sırtında kaliteli elbiseler ve güzel paltolarla gezerken o güçlü gencin bırak ceketi paltoyu, yırtık ve yamalı bir siyah gömleği ve bir pantolonu vardı. Kanaatkar bir gençti fakat ara sıra bu nasıl adalet diye hafifçe ses çıkarırdı.
Hani demişler ya ben ne insanlar gördüm sırtında elbise yok, ne süslü püslü elbiseler gördüm içinde insan yok…
Kazma ve kürekle kocaman taşları çıkarırken bazen hayal ederdi “Bu kadar yer kazıyorum, bir küp altın çıksa da ben de rahat etsem” diye. Bu hayallerle çalışan o güçlü genç her gün kazma sallamaya devam ederdi. Kazmış olduğu yer epey derine inmişti ki kazmasına bir şeyin takıldığını fark etti. Kendi kendine “Ben altın buldum” derken kazmasına takılanın bir kurukafa olduğunu gördü. O kurukafayı çıkarıp karşısına bıraktı ve onunla konuşmaya başladı: “Be kurukafa, ben altın beklerken sen çıktın karşıma. Ben ne nasipsiz bir adammışım. Bu nasıl adalet?”
Birkaç dakika sonra ak sakallı, nur yüzlü bir zat selam verip gencin yanına oturdu. Gencin halini hatırını sordu. Genç “Emmi, ne sen sor ne ben söyleyeyim.” dedi. İhtiyar, “Bak oğlum, az çok senin derdini anlamış durumdayım.” dedi. “Emmi madem benim derdimi biliyorsun, bana anlatsana.” dedi genç. İhtiyar “Oğul sen fakirsin. Durumun iyi olmuş olsa kazma ve kürekle çalışmazdın. Bu senin kazma takılan kurukafa bir zamanlar çok zengindi, servetinin hesabını bilmezdi. Kendisi devletin üst kademelerinde görevliydi. Fakir fukarayı gözü görmezdi.” dedi. Genç sordu, “Yahu emmi Allah aşkına, devletin yüksek kademesi diyorsun ama ben anlamıyorum tam olarak. Bana anlatır mısın?” İhtiyar, “Oğlum, milletvekili idi. Sağlığında kendisinden başkasını düşünmezdi.” dedi. Genç elindeki kazmayı tam kurukafaya vuracakken ihtiyar gencin bileğinden yakaladı. “Yapma oğul, zaten burayı kazarken kazmayı vurmuşsun. Onun senin gibi fukaraları gözü görmediği için kafası senin kazmana denk gelmiş. Bak oğul, bu kurukafaya iyi bak. Hani bunun serveti? Hani giydiği kıymetli elbiseleri? İşte görüyorsun kara toprak ne çobana, ne hamala, ne de zengine, ne kademe ehline bakıyor. Kara toprak mevki makam tanımıyor. Sen yine de Allah’a şükret. En azından senin sırtında kimsenin hakkı yoktur.” dedi ihtiyar. Genç kafasını eğmiş, yere bakıyordu. Başını kaldırınca ihtiyar yoktu. Şaşırıp kalmıştı. Kendisine gelince kurukafayı çıkardığı yere koyup üstünü toprakla kapattıktan sonra ellerini havaya kaldırarak “Ya rab, pişman oldum. Ben ne altın, ne güzel elbiseler, ne de zenginlik istiyorum. Bana sağlık ver yeter.” dedi.

Şükreyle haline hamal da olsan
Zenginin cav cavı mezara kadar
Mekanın çok yüksek makam da olsa
Senin vekilliğin mezara kadar

Kanaat etmezsin hep bana dersin
Fakir fukaraya yüzün dönmezsin
Tepeden bakarsın çok kibirlisin
Var kibirliğinle mezara kadar

Selim usta hem çobandır hem hamal
Hayırsız servete eylemez hayal
Hakka derdim eyliyorum arzuhal
Herkesin menzili mezara kadar
Etiketler:
Yazarın Diğer Yazıları

YAZARLAR