Anasayfam Yap    -
Reklam     -
Kunye     -
Son Mansetler    -
Iletisim                                 
Facebook    -
COVİD KIRMIZINDAN KURTULMAK HEPİMİZİN ELİNDE
BAŞKAN KADİR ALBAYRAK'IN YEŞİLAY HAFTASI MESAJI
8 Mart Dünya Kadınlar Günü Çerçevesinde Kadın ve Şiddet Konulu Konferans Düzenlendi

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

TERBİYE

TERBİYE
01.05.2020 / 09:08
Çocukluğumu hatırlıyorum, 1960 ve 1970’li yıllar. Yaşadığımız köylerde kahvehaneler bile yokken köyümüzde dayımın bakkal dükkanı vardı. Duvar diplerine oturaklar koymuştu. Akşamları köy halkının sığabildiği kadar büyükler oturaklarda otururlardı. Bizler, yani çocuklar yer bulamayınca toprak olduğu halde yerde otururduk. Kitap okunurdu, güzel güzel sohbetler yapılırdı. Büyüklere karşı çocukların ve gençlerin nasıl davranacağını bize anlatırlardı. Akşamlarımız hep böyle geçerdi. Peki gündüzler ne yapardık? Tabii ki kimimiz kaz otarırdık, kimimiz hayvan otarırdık, kimimiz at otarırdık. Hayvan otarırken boş durmuyorduk. Ben Ardahanlıyım. Bizim o taraflarda kışın odun ve tezek yakardık. Merada otlayan hayvanların dışkıları kuruyunca tezek oluyor. Ve dedim ya boş durmuyorduk, kurumuş olan tezekleri toplardık. Akşama yakın hayvanları eve götürdükten sonra at arabalarıyla topladığımız tezekleri eve taşırdık.
Derler ya hayatın cilvesi. Ne hastalanırdık ne doktor gördük. Yediğimiz ekmek arpa ekmeği. Fırın ekmeğine şeher ekmeği derdik. Bazen üç beş ayda bir elimize şeher ekmeği geçince şeher ekmeğini arpa ekmeğine katık yapıp yerdik. Buna rağmen şükrederdik, dert yanmazdık. Cebimizde mendil, kokulu sabun, tarak ve bir de küçük yuvarlak ayna taşırdık. Bizim o taraflarda çaylar akan dereler vardı. Sık sık kokulu sabunla elimizi yüzümüzü yıkardık. Aynaya bakıp saçımızı tarardık. Çocukluk çağımız böyle geçti. O zamanlar atari salonları, internet kafeler, oyun oynatılan kahvehaneler yoktu. İyi ki yokmuş. Cahil mi kaldık? Hayır. Bizler büyüklerimizin ecdatlarından almış oldukları terbiye ile büyüdük ve çok kitap okuduk. Hayvanlarımızı otlatırken biz esen rüzgardan, yerdeki yeşil bitkilerden, renk renk çiçeklerden, şarıl şarıl akan sulardan ilham alırdık. Ben o zamanın bütün aşıklarının kitaplarını okurdum. On bir yaşımda iken şiir yazmaya başladım. Bu çocukluk çağımız, gençliğimiz şimdilik bir kenarda dursun.
Yaşadığımız en yakın tarihlerde oldukça yaşlı bir amca belediye otobüsüne biniyor, otobüste yer yok. Yaşlı adam elindeki bastona dayanarak zor durabiliyor. Otobüsün duruş ve kalkışlarında ihtiyarın bastonu kayıyor. Adam koltuklara tutunarak zor ayakta durmakta iken bir seferinde yere düşüyor. Koltuğun birinde bir genç oturuyormuş. Genç , ihtiyara der ki “Hey amca, bastonunun ucuna lastik takarsan o zaman kaymaz” İhtiyar der ki “Ah zamanın çocuğu sen iyi bir terbiye almış olsaydın benim bastonum hiç kaymazdı”
Heyhat zaman mı değişiyor, insanlar mı? Hayır zaman değişmez, insanlar değişiyor. Zaman hep aynı zamandır. Büyükler gençlere yeteri kadar nasihat ve terbiye vermemişse işte o zaman ne idik ne olduk diyoruz.
Gel de şiir yazma.

Bağlı bulun ecdadından sana kalan töreye
Bağlanmazsan terbiyenden arından olacaksın
Sarıl ilmi ilahiye bağlı bulun Kurana
Kapatma kalp gözlerini nurundan olacaksın

Ruh bedenle bir bütündür kılıftır elbisesi
Kulağından alır seda ağızdan çıkar sesi
Dostun değil düşmanındır nefsinin her hilesi
Sırrın verme ser divana serinden olacaksın

Selim der ki asla zarar bulunmaz sadık dosttan
Günahların cehennemdir sevabın gül gülistan
Sermayen kefendir senin mekanın kabristan
Sen de bir gün dünyadaki yerinden olacaksın
Etiketler:
Yazarın Diğer Yazıları

YAZARLAR